Türkiye Toprakları

Doğal Zenginliklerimizin temeli olan toprak varlığımızın bilimsel esaslara göre karakteristiklerinin saptanması, içerdiği problemlerin çözümü, ancak detaylı Türkiye Toprak Haritalarının hazırlanması ile mümkündür.
Kalkınma planlarına uygun rasyonel bir tarımsal kalkınma, doğal bir afet halini almış olan su ve rüzgar erozyonuna karşı topraklarımızın korunması, topraklarımızdan verimliliğine uygun bir şekilde faydalanması her şeyden önce, yurt topraklarının kullanılabilme ve verimlilik kabiliyetlerinin bilinmesine ve çeşitli toprakların yurt düzeyinde yayılma alanlarının saptanmasına bağlıdır.

Memleketimizde, bugüne kadar yapılan toprak haritalama çalışmaları ve ileride yapılması planlanan toprak etütleri, bilimsel araştırmalar ile milli varlığımız olan topraklarımızın uluslar arası norm ve standartlara göre sınıflaması yapılacak, yayılma alanları, çeşitli özellikleri saptanarak, topraklarımızın çağımız koşullarına uygun ve verimli bir şekilde kullanılabilmesi olanakları sağlanmış olacaktır.

Bir ülkenin doğal kaynakları sayılırken, genellikle bu kaynakların sürekliliği dikkate alınarak tükenebilen ve tükenmeyen doğal kaynaklar olarak bir ayırım yapılır. Örneğin madenler ve diğer yer altı zenginlikleri zamanla tükenir ve yenilenmez. Ormanlar, akarsular, turistik gelir sağlayan kıyılar ve doğal güzellikler, tükenmeyen doğal kaynaklardır.

Doğal kaynaklarımız içerisinde en önemlisi olan topraklarımız ise bu gruplardan hangisine girmelidir? İlk akla gelen topraklarımızın tükenmeyen doğal kaynaklar olması gerektiğidir. Toprağa verimlilik vasfını veren mineral ve organik maddeler zamanla noksanlaşsa bile bunları yenilemek mümkündür. Zamanla bozulan fiziksel ve kimyasal özellikler ıslah edilebilir. Tuzluluk ve Alkalilik nedeniyle verim kabiliyeti azalan topraklar ıslah edilerek yeniden verimli ziraat arazileri haline getirebilir.

Fakat, günümüzdeki yanlış tarımsal uygulamalar, plansız kentleşme ve sanayileşme, çevre kirliliği ve erozyon tehlikelerine bakılarak düşünmek gerekirse, topraklarımızın tükenen doğal kaynaklar grubuna dahil edilmesi gerekecektir. Yanlış ve aşırı kullanma ve bunun sonucu meydana gelen erozyon ve toprak taşınması, verimli topraklarımızın zamanla kaybolmasına neden olmaktadır. Erozyonla kaybedilen toprakların yeniden verimli hale getirilmesi, kazanılması ise artık mümkün olmamaktadır.

Binlerce yıldan beri birçok uygarlığın beşiği olmuş Anadolu’da, kurulan bu medeniyetler, artan nüfus yoğunluğu, sosyal, ekonomik ve zirai faaliyetler, ormansızlaşma ve doğal dengenin bozulması, toprakların aşırı ölçüde sömürülmesine neden olmuştur. Selçuklu ve Osmanlı Türkleri’ne gelinceye kadar, yer ve koloni zihniyeti ile sömürülen Anadolu doğal kaynakları, gelişi güzel tüketilmiş, bozulan araziler ıslah çareleri aranılmaksızın terk edilerek başka yerlere göç edilmiştir. Ancak toprağa kutsal ve derin bir sevgi duyan Türkler Anadolu’yu vatan, yurt edinmenin doğal sonucu olarak milli bir şuur ile toprağa bağlanmış ve onu kanları pahasına korumuşlardır.

Ancak, topraklarımızın tarımsal kalkınmaya yön verecek biçimsel ve bilimsel anlamda incelenmesi ve tanınması Cumhuriyet döneminde 1930’lardan sonraki çalışmalarla mümkün olmuştur.

1933 yılında kurulan Yüksek Ziraat Enstitüsüne bağlı Ankara Ziraat Fakültesinde, Toprak İlmi ilk defa bilimsel ve modern anlamda okutulmaya başlanmış, daha sonra açılan İ.Ü. Orman Fakültesi, 1955 yılında kurulan E.Ü Ziraat Fakültesi, 1957 yıkında açılan Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve 1967 yılında kurulan Ç.Ü. Ziraat Fakültesine bağlı Toprak Kürsüleri ve Bölümlerinde, Türkiye Topraklarının bilimsel anlamda incelenmesi ile ilgili çalışma araştırmalar yapılamaya başlanmıştır. Yapılan bu araştırmalar bu konuda temel bilgileri verebilecek niteliktedir.

Türkiye toprak ve su kaynaklarının tanınması ve değerlendirilmesi konusunda ülke düzeyinde teşkilatlanma çalışmaları ise Tarım Bakanlığı’na bağlı olarak 1932 yılında Eskişehir Kuru Ziraat Denetleme İstasyonunun kurulmasına dayanmaktadır. Bunu 1947 yılında kurulan Tarsus Su Ziraat Denetleme İstasyonu, 1949’da kurulan Menemen, 1950’de Kaşınhan, 1953’te Çumra, 1955 Eskişehir Sulu Ziraat Deneme İstasyonlarının kurulması izlenmiş daha sonra bu çalışmaları koordine etmek üzere 1954 yılında Ankara Toprak Gübre Araştırma Enstitüsü kurulmuştur. Kuruluş ve amaçları 7547 sayılı kanunla belirlenen Toprak Su Genel Müdürlüğü 1960-1964 yılları arasında Tarım Bakanlığı bünyesinde, 1964 yılından sonrada Köy İşleri ver Kooperatifler Bakanlığı’na bağlı olarak 1.Bölge Müdürlüğü, İl Araştırma Enstitüsü ve alt kuruluşları ile Türkiye’nin toprak ve su kaynakları varlığını değerlendirmek, arazi ıslahı, sulama, verimlilik, toprak ve muhafaza ve geliştirilmiş Türkiye-Toprak Haritası’nın hazırlanması görevlerini yürütmektedir.

1966 yılında hazırlanmasına başlanan Geliştirilmiş Türkiye Toprak Haritası’nın26 büyük toplama havzası itibariyle 16 havza raporu ve 1/200.000 ölçekli toprak haritaları yayınlanmış, 10 havza raporu ve haritası hazırlanmaktadır.

 

2. Türkiye Topraklarının Genel Tanımı

2.1. Türkiye’nin Coğrafi Yeri


Türkiye’nin dünya kara parçası üzerindeki yerini şu şekilde özetleyebiliriz.

1. Türkiye toprakları eski dünya kara parçası denilen Eurasya kıtasının hemen hemen ortasında yer alır.
2. Atlas Okyanusu’nun bir kolu olan Akdeniz ve kolları bir kara kütlesinin arasına sokularak Türkiye topraklarının üç tarafını çevreler.
3. Türkiye toprakları kuzey yarım küresinde ekvator ile kuzey kutbu arasında ortaya yakın bir yerde bulunur.

Türkiye’nin genel yüzölçümü 77.797.127 hektardır. Bunun 1.102.000 hektarı göllerle kaplıdır. Toprakları Asya ve Avrupa kıtalarında iki bölüme ayrılır. Asya topraklarına Anadolu ( 75.396.027 hektar ), Avrupa’daki topraklarına Trakya ( 2.401.100 hektar ) adı verilir.

Türkiye doğu-batı doğrultusunda uzanan bir dikdörtgen görünümündedir. En kuzey ucu ( Kerenpe Burnu, Sinop yakınlarında) 42026’, kuzey ve en güney ucu ( Hatay ilinin güney sınırı ) 35051’ kuzey paralellerine rastlar. Doğuda 44048’ doğu boylamı ( Aras ırmağının Türkiye sınırından çıktığı nokta ) ile batıda 25039’ doğu boylamı ( İmroz Adasının Avlaka Burnu ) arasında uzanır. Bu noktalar arasında uzunluğu 1.565 km, eni 650 km’dir.

2.2. Türkiye’nin Topografik ve Jeolojik Özellikleri:

Topografik yapısı bakımından Türkiye, yüksek yayla karakterinde, çok değişken engebeli ve dağlık arazi durumundadır. Ülkemizde ortalama yükselti 1.130 m civarında olup, arazinin ancak ’unda yükselti 0-250 arasındadır. Fazla yükselti yanında, buna bağlı olarak Türkiye arazisi fazla eğime sahip oluşu ile de karakteristiktir. Ülkemiz arazisinin %20 kadarı ve daha az eğimde, geriye kalan %80’i ise ’ten yukarı eğimli arazi karakterindedir.

Çizelge 1: Türkiye Topraklarının Yükselti Oranları

I II
Yükselti (m) Genel Yüzölçümüne Oranı (%)  Yükselti (m) Genel Yüzölçümüne Oranı (%)
0-250  10 0-500 m arası 17,5
250-1000 35 500-100 m arası 27
100-2500   1000-1500m arası 30
2500 3 1500-2000 m arası 15,5
Ortalama yükselti 1130 m.  2000 m’den yüksek 10
  100
Ortalama yükselti 1130 m.

 

Fiziki coğrafya bakımından Türkiye

1. Kıyı bölgeleri,
2. Yüksek Anadolu platosu
3. Yüksek dağlık bölge ( Doğu Anadolu ),
4. Trakya alçak bölgesi olmak üzere 4 kısma ayrılır.

Türkiye’nin güney-kuzey kıyıları boyunca kenar dağları uzanır. Bu dağlar genel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanan geniş yaylaları meydana getirirler. Kenar dağları Türkiye’nin doğusunda birbirine yaklaşır ve sıklaşır. Aynı dağlar batıda da birbirine yaklaşır ve sıklaşırlar, fakat yükseklikleri doğudaki kadar olmadığı gibi, aralarına vadileri de alarak, birbirine paralel olarak Ege kıyılarına dik inerler. Kenar dağların kuşattığı İç Anadolu yayla ve yüksek ova şeklindeki düzlüklerden oluşmuştur. Türkiye’de alçak düzlükler, kıyı ovaları az yer kaplar. Bunlara daha çok ülkenin batı ve güney kısımlarında, Trakya’da ve ayrıca bazı büyük akarsu deltaları yakınında rastlanır.

 

2.2.1. Türkiye’nin Jeolojik Oluşumu

Anadolu’nun jeolojik yapısı günümüzden yaklaşık 300 milyon yıl kadar önce Alpler’den Himalayalar’a kadar uzanan Tethys denizinin bu günkü Anadolu kara parçasını kaplamış olduğunu zamanla meydana gelen tektonik olaylar sonucu, karaların yükselmesi ile denizin çekildiğini ve Anadolu kara parçasının temelini bu denize ait sedimentlerin oluşturduğunu, bundan sonra da dünyanın geçirmiş olduğu jeolojik devirler boyunca, Anadolu yarımadasının jeolojik erozyon ve sedimentasyon olayları sonucu günümüzdeki jeolojik yapısını kazanmıştır.

Üçüncü zaman sonunda Anadolu yarımadası bütünüyle yükselirken iç kısımları biraz çukurlaşmış ülkeyi kuşatan denizler biraz daha derinleşmiştir. Güneydoğu Anadolu ve Musul yöresinde antiklinalli senklinalli gerçek kıvrımlar oluşmuştur,doğu ve batı Anadolu’ da kırılmalar sonucu çukur ovalar meydana gelmiştir. Ege denizinin bulunduğu alan meridyen doğrultusunda alçalmış ve bu alçalmalar dördüncü zaman başlarında da sürmüş, çukurlaşan yerler ada halinde kalmıştır. Akdeniz’ in tuzlu suları boğazlar ve Marmara çöküntü alanını geçerek Karadeniz’ in yerindeki büyük gölü doldurarak burayı deniz haline getirmiştir.

Türkiye’deki en eski jeolojik formasyonlar, metamorfoze olmuş kristalin şistleri oluşturur. Batı Anadolu’nun jeolojik formasyonunu da oluşturan Menderes masifi, genellikle gnays,mika şist, kuvarsit, mermer, fillit, amfibolit ve kalkerli şistlerden ibaret olup, Muğlda’ dan sonra da devam ederek Toros Dağları boyunca uzanan sedimental tabakaların esasını meydan getirmektedir. Kuzeye doğru da uzanan bu masif Kızıl Irmak masifini de teşkil eder.

Erozyon ve sedimentasyon ile toprağın oluşumunda etkili jeolojik formasyonların yapısı ( ana kaya ) arasındaki sıkı ilişki nedeniyle toprağın jeolojik özelliklerini bilmek gerekmektedir. Topografya, iklim ve vejetasyonun belirli zaman süresi içerisindeki birlikte etkileriyle oluşan toprak ve onun doğal koşullar altında taşınması olayı olan jeolojik erozyon, son birkaç bin yıl süresinde, insanın tabiata olan müdahalesi ile yerini, hızlandırılmış erozyona terk etmiş bulunmaktadır.

 

2.3. Türkiye’nin İklim Özellikleri:

Toprak oluşumunun aktif faktörlerinden olan iklim doğal bitki örtüsü ve kültür bitkilerinin dağılımı üzerinde en büyük etkendir. Yağış ve sıcaklık gibi klimatik faktörler seçilecek tarım sistemleri, tarımsal üretim çeşitliliği ve desenlerine doğrudan etkili olan öğelerdir. Aynı zamanda toprak oluşumunun iklim ile birlikte diğer aktif faktörünün oluşturan doğal vejetasyon örtüsü de iklim faktörleriyle doğrudan etkilidir. Belirli bir bölgenin iklimini belirleyen en önemli etmenler enlem dereceleri, deniz ve okyanus gibi büyük su kütlelerine olan uzaklık ve yakınlığı, denize göre yükseltisi ve yeryüzü şekilleri, egemen olan rüzgarların yönü ve şiddetidir. Üç tarafı denizlerle çevrili 36042’ enlem dereceleri arasında yer alan Türkiye’nin coğrafi konumu ve topografik durumu ülkemizde çeşitli iklim tiplerinin varlığına neden olmuştur. Karadeniz kıyı şeridinin doğusu dışında yağışların yıllık dağılımı düzenli değildir. Yıllık ortalama yağış 670 mm olmakla birlikte bu değer, toplam yüzölçümünün 2/3’nü oluşturan iç kısımlarda 250 mm’ye kadar düşmekte, Doğu Karadeniz kıyı şeridinde 2500 m’ye yükselmektedir. Yağışların düzensizliği nedeniyle birçok bitki için, büyüme derecesinde sulama yapılması gerekmektedir.

 

Türkiye beş temel iklim bölgesine ayrılmaktadır:

1. Yağışlı ( Hümid ) İklim Bölgeleri: Kuzeyde Karadeniz, güneyde Akdeniz ve batıda Ege Denizi kıyı şeridine paralel bölgeleri kapsar. Batıda ve güneyde Akdeniz iklim tipi iklim özelliklerini gösteriri. Yağış ortalaması 700 mm’nin üzerindedir.

2. Nemli-Az Yağışlı ( Nemli Subhümid ) İklim Bölgeleri: Trakya, İç Batı Anadolu ve Akdeniz kıyı şeridiyle Orta Anadolu platosu arasında kalan küçük bir bölgeyi kapsar. Yıllık ortalama yağış 550-750 mm arasında değişir.

3. Kuru-Az Yağışlı ( Kuru Subhümid ) İklim Bölgeleri: İç Anadolu yarı kurak bölgesini çevreleyen geniş ve düzensiz bir iklim kuşağından ibarettir. Yıllık ortalama yağış 400-500 mm arasında değişir.

4. Yarı Kurak ( Semiarid ) İklim Bölgeleri: Orta Anadolu’da Eskişehir, Ankara, Çorum, Konya ve Kayseri illerinin çevrelediği geniş bir iç bölgedir. Yıllık yağış ortalaması 350 mm civarındadır.

5. Çok Yağışlı ( Per Hümid ) İklim Bölgeleri: Doğu Karadeniz bölgesinin dar bir kıyı bölgesinde Rize ve civarında görülür. Yıllık yağış ortalaması 2500 mm’ye çıkar, çok dar bir alanı kapsamakla birlikte ekonomik bakımdan çok önemli bazı bölgelerin tek yetişme bölgesi oluşu ( çay gibi ) ile önem kazanır.

 

2.4. Türkiye’de Doğal Bitki Örtüsü:

Türkiye’de doğal bitki örtüsü topografik özellikleri ve iklim tipleri kadar değişken ve çeşitlidir. Aynı durum kültür bitkileri içinde geçerli olup, denemeye alınan bazı tropikal ve subtropikal ürünler dışında Türkiye’de doğal koşullar altında tarım yapılamayan kültür bitkisi yoktur denilebilir. Pek çok kültür bitkisin yabani formlarını da Anadolu’dan kaynaklandığı bilinmektedir. Türkiye’deki doğal bitki örtüsünün temelini oluşturan çayır-mera arazileri, orman örtüsü ve fundalık-çalılık alanların genel büyüklük ve dağılımı ve potansiyel özellikleri hakkında geniş bilgiler arazi varlığımız ile ilgili bölümde verilmektedir. Topraklarımızın yaklaşık %65’i doğal bitki örtüsü altında bulunmakla birlikte, doğal vjetasyon çeşidi ve yoğunluğu, ülkemizdeki iklim tiplerine göre tipik değişiklikler gösterir. Yağışlı bölgelerde özellikler Karadeniz kıyı şeridi boyunca doğal vejetasyon örtüsünü iğne yapraklı ağaçlar özellikle çam, ladin, köknar ile yaprağını döken ağaçlardan kayın, gürgen, meşe, yabani fındık, ceviz ve funda ve çalılar oluşturur. Ayrıca, yağışı seven tipik çayır-mera bitkileri, eğrelti otları da bulunur. Yarı nemli ılıman Akdeniz iklim tipinin etkisi altında kalan batı ve güney bölgelerde, iklim faktörleri topografya ve ana materyalinde birlikte etkileri sonucu bu bölgeler için karakteristik bir doğal vejetasyon örtüsü oluşmuştur. Yabani zeytin, keçi boynuzu, meşe, dış budak, dut, çitlembik, günnük ağacı, fıstık çamı ve diğer çam türleri yanında defne, pırnar meşesi, ılgın, meyan kökü, mersin, hayıt gibi ekonomik değer de taşıyan maki örtüsü ve çeşitli funda çalıları gibi çok yıllık ağaç ve ağaççıklar ve çok çeşitli yabani gramine türleri ve değişik çayır otları Akdeniz iklim bölgelerinin doğal bitki örtüsünü oluşturur. Akdeniz iklim tipi batıda denize dik olarak inen dağların oluşturduğu vadiler ile iç bölgelere; güneyde ise Güney Doğu Anadolu bölgesine kadar etkilerine devam ettirebildiğinden denize göre yükselti ve az çok değişen iklim özelliklerine rağmen Akdeniz iklim bölgelerine özgü doğal vejetasyon iç bölgelere ve güney doğu sınırlarına kadar uzanır.

 

Karakteristik yarı kurak iklim özellikleri gösteren İç Anadolu Bölgesi’nin doğal bitki örtüsü yarı kurak bölgeler için tipik bitki türlerinden oluşur. Tek veya çok yıllık çalı ve dikensi çalı örtüsü ( yavşan otu, deve dikeni ) ile birkaç senelik otlardan özellikler ayrık otu, domuz ayrığı, sorguç otu, yumak otu, yonca, fiğ, beyaz tırfıl, dikenli tırfıl gibi değişik bitkiler ile püsküllü brom, tek yıllık bitkilerden yabani gramineler; yabani arpa, yabani yulaf gibi otlara ve nemli yerlerde yetişen mürdümük doğal çayır ve mera örtüsünü oluşturur. Çok yıllık bitkilerden karışık ve iğneli ağaçlara ve orman örtüsüne geniş alanlar halinde rastlanmaz.

Yüksek dağlık bölgeyi oluşturan Doğu Anadolu’da doğal bitki örtüsünü çayır ve mera oluşturur. Yer yer yaprağını döken ağaç ve çamların oluşturduğu geniş orman alanlarına da rastlanır.

Genel olarak iklim farklılıkları, ana kaya, topografya, denize göre yükselti ve toprak derinliği gibi faktörlere bağlı olarak, kurak ve yarı kurak bölgelerde seyrek, kısa boylu ve kısa ömürlü otlar ve çalılar, biraz daha nemli koşullarda seyrek çalı ve bodur ağaçlar, yağışlı bölgelerde ise yaprağını döken ve dökmeyen ağaçların meydana getirdiği orman örtüleri oluşmuştur.

 

2.5 Türkiye’de Arazi Varlığı ve Kullanma Biçimleri

Mevcut arazi varlığımızın toprak kullanım durumu ve genel dağılımına kısaca bakacak olursak ortalama arazi kullanım dağılımı şöyledir.

Çizelge 2: Türkiye’de Arazi Kullanım Biçimi
 

Kullanım Şekli Alanı (Hektar)  Oranı (%)
İşlenen Araziler  27,699,003 35,6
Nadaslı Kuru Tarım 16,793,000 21,5
Nadassız Kuru Tarım 5,815,000 7,5
Sulu Tarım 2,990,880 3,8
Bağ-Bahçe 1,058,637 1,4
Özel Bitkiler (zeytin vs) 1,042,152 1,3
Çayır-Mera Arazisi 21,745,690 28
Çayır 644,373 0,8
Mera 21,101,317 27,2
Orman, Funda-Çalılık 23,467,463 30,2
Orman 15,135,087 19,5
Funda-Çalı 8,333,376 10,7
Yerleşim Alanları 569,4 0,7
Diğer Araziler 3,212,175 4,1
Sazlık ve Bataklık  48,521 0,06
Irmak Yatakları 192,325 0,24
Sahil Kumulu 37,915 0,05 
Kara Kumulu  2,481 0,03
Çıplak Kaya ve Molozlar 2,930,933 3,62
Su Yüzeyleri 1,102,933 1,4
GENEL TOPLAM 77,797,127 100

 
  
En son rakamlara göre toplam arazi varlığımızın, % 35.6’ı olan 27.969 milyon hektarı tarımda kullanılan ve işlenen arazi, % 38’i olan 21745.7 milyon hektarı çayır-mera, % 30.2’sini oluşturan 23468.5 milyon hektarı orman ve fundalık, % 1.4 olan 1.103 milyon hektarı su yüzeyleri ve % 4.1’i, 3.212 milyon hektarı diğer araziler olarak ayrılmış bulunmaktadır.

Arazi varlığımızın 19.344.569 ha’sı ( % 24.8 ) I-III kabiliyet sınıfı işlemeli uygun arazi, 7.201.016 ha’sı ( % 9.3 ) ise IV-sınıf ve bazı önlemler alınarak işlenmesi gereken arazi durumundadır ki halen hiçbir önlem alınmaksızın işlenmekte,ekilip biçilmektedir (Çizelge-3). I-IV. sınıf arazilerin tümünü kapsayan tarım arazilerimizin toplamı 26.546.581ha ( % 34.1 ) i tarıma elverişli arazi kabul edilirse, geriye kalan % 64.5’i ( su yüzeyleri dışında ) olan 50.2 milyon ha’yı işlemeli tarıma elverişli olmayıp devamlı bitki örtüsü altında bulundurması gereken arazilerdir.

Çizelge 3: Türkiye Topraklarının Tarımsal Kullanmaya Uygunluk ( Arazi Kabiliyeti ) Sınıflaması Dağılımı.

Türkiye’de halen tarım arazileri, genellikle arazi kullanma kabiliyeti sınıfına uygun olarak kullanılmamakta ve işlenmesi gereken araziler, tarıma açılmış bulunmaktadır. Çizelge-4’te Türkiye’de şimdiki arazi kullanma biçimlerinin A.K.K ( kabiliyet ) sınıflarına dağılımı görülmektedir.

Çizelge 4: Türkiye’de Şimdiki Arazi Kullanma Biçimlerinin Kabiliyet Sınıflarına Göre Dağılımı

 

Kabiliyet Sınıfları ( 1000 hektar )
Kullanma Biçimi I II III IV V VI VII VIII Toplam
İşlenen Arazi 4778  5987 6229 4593 18 3848  2246 - 27699
Kuru Tarım Arazisi (Nadaslı ) 2340 3362 4296 3321 10 2479 985 - 16793
Kuru Tarım Arazisi (Nadassız ) 816 1514 1143 742 4 898 699 - 5816
Bağ-Bahçe 176 188 205 172 - 202 115 - 1058
Sulu Tarım 1413 836 476 223 4 34 4 - 2990
Özel Bitkiler ( Zeytin,A.Fıstığı,Çay)  33 87 109 135 - 235 443 - 1042
Çayır-Mera Arazisi  178 547 826 1731 103 4104 14257 - 21746
Çayır Arazisi 69 149 108 82 80 49 107 - 644
Mera Arazisi 109 398 718 1649  23 4055 14150 - 21102
Orman ve Fundalık 17 172 477 840 31 2237 19694 - 23468
Orman Arazisi 5 92 322 575 10  1240 12891 - 15135
Funda ve Çalılık Arazi 12 80 155 265 21 997 6803 - 8333
Yerleşim Alanları  40  53 42 37 49 57 292 - 570
Diğer Araziler - - - - 13 - 35 3164  3212
Su Yüzeyleri - - - - - - - - 1102
Kabiliyet Sınıfları Toplamı  5013 6759 7574 7201 165 10238 16289 3456  76684
Genel Toplam - - - - - - - - 77.797

 


Çizelge 4’teki şimdiki kullanma biçimlerine bakılırsa 6.112.000 ha işlenen arazinin V-VIII. kabiliyet sınıfı pulluk girmemesi gereken arazi olduğu halde sürülüp işlendiği görülür. Ayrıca toplam 569.000 ha olan meskun arazi endüstri ve yerleşim alanlarının % 34’ü olan 172.000 ha’sı I-III kabiliyet sınıfı arazisi olduğu halde tarım dışı kullanıma ayrılmış bulunmaktadır. Yeniden tarıma tahsisi mümkün olmayan bu arazilerin, kırsal alandan kentleşmeye yöneliş hızı ve nüfus artışı ile endüstri alanlarının alt yapı ve temel yatırım sorunu olmayan yerleri seçmelerine paralel olarak her yıl önemli oranda artacağı yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır.

 

.23.468.000 ha olarak gösterilen orman arazisinin 8.333.000 ha’sı makilik, fundalık ve çalılık arazi karakterinde olup bu arazinin 512.000 ha’sı basit ıslah çalışmaları ile tarıma kazandırabilecek tarım arazisi karakterindedir. Orman için mera arazisi 3.450.000 ha kadar olup ıslahı gereken bu araziler her yıl ormanların aleyhine genişlemektedir. Mevcut orman arazisinin %39 iyi ve orta karakterli işletmeye elverişli, geriye kalan % 60.6’sı ise bozuk karakterli ve ıslahı gerektirmektedir.

 

Orman varlığımızın durumu yukarıdaki rakamlardan anlaşılabileceği gibi hiçte iç açıcı değildir. Bugüne kadar orman varlığımızın esaslı bir envanteri yapılmış ve ormanlık arazilerin kesin sınırları saptanmış değildir. Bu durum hala sosyal sürtüşmelere ve orman köylüsü ile devlet arasında bitmeyen davalara konu olmaktadır. Tarla açmak amacıyla ülkemizde yılda ortalama 6300 ha ormanın köklendiği ve 1950-1970 yılları arasında toplam 437.694 ha, yılda ise ortalama 22.000 ha ormanın yandığı veya yakıldığı saptanmıştır. Yılda ortalama 32.000 ha’lık ağaçlandırma yapılması programlanmış olup bu durumda bozul ormanlarımızın ıslahı ve açılan veya yakılan ormanların yeniden ağaçlandırması için ortalama 250 yıl gerektiği ortaya çıkmaktadır.

 

Çizelge 5: Türkiye’de Çayır-Mera Arazileri ve Hayvan Sayısı Varlığında Yıllara Göre Değişmeler

 

Hayvan Türü ( milyon )  1927 1950
Koyun  10,2 41,5
Ankara Keçisi 2,6 3,5
Kıl Keçisi 6,9 15
Sığır  6,8 14,1
Manda 0,7 0,8
Toplam  27,2 74,9
Çayır-Mera Arazileri  1950 1980
( milyon hektar ) 37,793 21,745

 
 

Çizelge 5’de verilen sayısal ilişkilerde görülebileceği gibi 1927-1977 yılları arasındaki 50 yıllık devrede hayvan varlığımız 3 katına yakın bir artış göstermekte ve ülkemiz hayvancılığında kantitatif bir gelişmeyi ortaya koymaktadır. Buna karşılık çayı-mera arazilerimiz 1950-1980 yılları arasında son 30 yıllık devrede, % 42’lik bir azalma göstermektedir. Bu durum hayvancılığımızdaki gelişmenin çok sağlıklı olmadığı gerçeğini ortaya koymakta olup, çayır-mera arazilerimizdeki tahrip, sömürülme ve erozyon tehlikesinin nedenlerini açıkça göstermektedir. Özellikle erken otlatma ve kapasite üzerinde hayvanın meraya salınması zaten zayıf olan doğal mera örtüsünü adeta yok etmektedir. Ayrıca 2.874 bin hektar mera arazisi I-IV kabiliyet sınıfı tarım arazisi karakterinde iken halen mera olarak kullanılmaktadır.

Bu bilgilerden anlaşılacağı gibi, ülkemizde tüm Türkiye’yi kapsayacak biçimde veya bölgesel biçimde, arazi ve kullanımı planlaması yoktur. Araziler ya doğal olarak bulunduğu şekilde kullanılmış ya da devlete, özel mülkiyete ait araziler kullananların özel isteklerine göre belirli amaçlara tahsis edilmişlerdir. Bu durum kamuya ait orman ve mera arazilerinde olduğu gibi tarım arazilerinde sürdürülmüştür. Planlı kullanımda pulluk girmesi gereken 6.112.000 hektar arazi halen tarım arazisi; tarım arazisi olması gereken 2.874 bin hektar arazi ise mera arazisi olarak kullanılmakta, tarım arazisi kabiliyetinde 512.000 hektar fundalık-çalılık arazisi ise ormana terkedilmiş bulunmaktadır.

Arazisinin %80’i, ’ten fazla eğime sahip olan Türkiye’de doğal olarak erozyon tehlikesine karşı muhafazalı toprak kullanımı planlamasına mutlaka uyulması gerektiği halde bu konuda hiçbir koruyucu planlama yapılmamıştır. Bunun sonucunda da arazi varlığımızın halen %73.45’i olan 57.148.886 hektarında su erozyonu, yaklaşık %0.60’ı olan 465.913 hektarında rüzgar erozyonu rüzgar erozyonu aktif olarak bulunmaktadır. Ortalama sayılarla tarım arazilerimizin yaklaşık 16 milyon ha’sında orta, şiddetli ve çok şiddetli derecede su erozyonu ve 330.000 ha’sında rüzgar erozyon zararı ve toprak kaybı tehlikesi bulunmaktadır.

Çizelge 6: Türkiye Topraklarında Su ve Rüzgar Erozyonu Alanları ( II. Tarım Kongresi, 1981 )

 

Su Erozyonu
Erozyon Sınıfları  Ha % Ha % Ha %
Hafif Erozyon - - - - - -
Orta Erozyon 13,780,260 17,7 1,812,490 2,33 15,592,750 20,04
Şiddetli Erozyon 2,077,265 2,68 26,857,668 33,75 28,334,933 36,42
Çok Şiddetli Erozyon 2,771,250 0,004 13,219,273 16,99 13,221,203 16,99
Toplam 15,859,455 20,38  41,289,431  53,07 57,148,886 7,45
             
Rüzgar Erozyonu
Hafif Erozyon 159,259 0,2 6,405 0,01 165,664 0,21
Orta Erozyon 168,46 0,22 62,581 0,08 231,041 0,3
Şiddetli Erozyon 2,439 0 61,946 0,08 64,385 0,08
Çok Şiddetli Erozyon     4,823 0,01 4,823 0,01
Toplam 330,158 0,42 135,755 0,18 465,913 0,6

 

Orman ve mera arazilerimizin doğal bitki örtüsü altında erozyon zararına uğramadığı düşünülebilirse hem orman hem de mera arazilerimizin yanlış kullanımı sonucu bu araziler üzerinde de su ve rüzgar erozyonu aktif haldedir.

Doğal kaynaklarımızın temelini oluşturan toprak varlığımızın potansiyeli ve bu potansiyelin verimli bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı; ancak detaylı toprak haritaları çıkarılması, büyük toprak gruplarının dağılımı ve önemli özelliklerinin saptanması arazi kullanma kabiliyet sınıflarına göre, kullanım planlamalarının yapılması ile mümkündür.

Alan olarak toprak varlığı yönünden dünyanın sayılı büyük ülkeleri arasında bulunan Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında Rusya’dan sonra ikinci, dünya ülkeleri sırasında on ikinci sırada yer almaktadır. İşlenen tarım arazileri bakımından büyüklüğü bakımından Türkiye Rusya’dan sonra Avrupa ülkeleri arasında ikinci, belli başlı dünya ülkeleri arasında onuncu sırada bulunmaktadır. Sulanan arazi büyüklüğü bakımından Türkiye belli başlı dünya ülkeleri arasında on üçüncü, sulanan arazilerin tarım alanlarına oranı yönünden ise yirminci sırada yer almaktadır.

Topraklarının yaklaşık 2/3’ünde kurak ve yarı kurak iklim özelliklerine bağlı kalınarak tarım yapılan ülkemizde tarımsal üretimin göstergesi olarak hububat tarımı esas alınırsa, hububat ekim alanları büyüklüğü bakımından dünya ülkeleri arasında altıncı sırada yer alan Türkiye’de hektara buğday veriminde yirmi ikinci sırada yer aldığı görülür. Yapılan araştırmalar Türkiye’de verimin sulama ile 2-3 kat artırılabileceğini, elverişli koşullarla yılda bir değil ikinci hatta üçüncü ürünün alınabileceğini göstermekte olup son yıllarda yapılan ikinci ürün denemelerinden çok başarılı sonuçlar elde edilmiştir.

Ancak çizelge 4’te görüleceği gibi halen 27.969.003 hektar işlenen tarım arazisinin, 16.793.000 ha’sında nadaslı kuru tarım yapılarak ancak 2 yılda bir ürün alınabilmektedir.

Yapılan incelemelere göre Türkiye’de işlenebilir tarım alanlarının 12.500.000 ha’sı sulanabilir nitelikte olup, ancak havzaların teknik özelliklerine göre uzun dönemde 8.628.000 ha’sı sulanabilecek durumdadır. Halen sulanabilen arazilerimiz 2.586.000 ha olup genelin % 3.32, işlenen tarım arazilerimizin %9.39’u kadardır.

Tarım potansiyelimizin temelini oluşturan toprak kaynağımızın verimli olarak kullanabilmesi bilimsel norm ve ölçülere göre hazırlanacak toprak haritaları ve bunlardan yararlanılarak yapılacak kullanım ve üretim plan ve programları ile mümkün olacaktır.

3. Türkiye’de bulunan büyük toprak gruplarının sınıflandrılması

Sınıflandırmada amaç, sınıflandırılması istenilen varlıkları benzer ve farklı özelliklerine göre belirli gruplar içerisinde toplamak ve bunların aralarındaki benzer ve farklı ilişkileri açıklamada kolaylık sağlamaktır.

Günümüzde kullanılan toprak sınıflandırma sistemleri, Botanik ve Zooloji bilimlerinde bitki ve hayvanların sınıflandırılmasındaki amaç ve kolaylığı sağlamaktaki ilkeler düşünülerek önerilip geliştirilmiş ve toprakların genetik oluşum özelliklerine göre, belirli Ordo (sıra), Alt Ordo (alt sıra), Büyük Grup, Alt grup, Familya,Seri (tip ve faz) gibi kategoriler içerisinde toplanarak incelenmeleri kabul edilmiştir. İklim, vejetasyon, ana materyal, topografya ve zaman faktörlerinden etkisi altında fiziksel,kimyasal ve biyolojik olaylar sonucu farklı özellikler kazanan topraklar genetik oluşumları ve yayılma alanlarına göre bütün dünyada en büyük sınıflandırma kategorisi olarak üç ordo (sıra) içerisinde toplanmaktadır.

1. Zonal Topraklar
2. İntrazonal topraklar
3. Azonal topraklar

 

3.1. Zonal Topraklar

Dünya üzerinde geniş kuşaklar halinde yayılan zonal toprakların oluşumlarında, genetik oluşum faktörlerinden iklim ve bitki örtüsü, ana materyal, topografya ve zaman faktörlerinin etkilerini önemli ölçüde örtmüş ve bu topraklar iklim bölgeleri esas alınarak alt ordo’ lara (alt sıralara) ve büyük toprak gruplarına ayrılmışlardır.

Türkiye’ de yayılma gösteren Zonal topraklarda bu genel kaideye uygun bir dağılım gösterirler. Örneğin Akdeniz iklim bölgelerinin karakteristik kırmızı toprakları (Terra-rossalar), kuzey ve Batı Anadolu’ da nemli iklim bölgelerinin podsolik toprakları, Orta Anadolu Bölgesi kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinin, Kahverengi,kırmızı-kahverengi, Sierozem Toprakları ile Yarı kurak-yarı nemli iklim bölgelerinin Kestane renkli, Kırmızımsı Kestane renkli toprakları, Türkiye’deki farklı iklim bölgelerinde iklim faktörleri ve bitki örtüsünün belirgin izlerini taşıyan topraklardır. Bu toprakların oluşumunda materyal, topografya ve drenaj gibi lokal etkilerde iklim ve bitki örtüsünün etkilerini güçlendirmektedir. Zonal Topraklarda profil oluşumu ve morfolojik yapı karakteristik ayrımlar gösterir, oluşumlarında etken olan genetik olaylar Podsolloşma, Lateritleşme ve Kalsifikasyon ( Kireç Birikmesi ) dir. Horizon sınırları belirgindir ve A/B/C horizonları ile yıkanma ( ellüviyal ) ve birikme ( illüviyal ) horizonları; iklim ve yağış faktörlerinin etkisine bağlı olarak kolayca ayırt edilir.

 

3.2. İntrazonal Topraklar

İklim ve bitki örtüsünün toprak oluşumu üzerine olan bariz etkileri ana materyal, topograf ve drenaj gibi lokal faktörlerin etkisi ile örtülmüş veya oluşumlarında aşırı ıslaklık, kötü drenaj, tuzluluk ve alkalilik veya ana materyalin fazla oranda kalsiyum karbonat içermesi gibi faktörler topraklara karakteristik özellikler kazandırmışlardır. Bir çok özellikleri bakımından İntrazonal topraklar, zonal topraklara benzerler fakat belirli bir iklim kuşağı ve bitki örtüsü için tipik özellikleri taşımayabilirler. Fakat zonal toprakların arasında bulunduklarından intrazonal topraklar olarak adlandırılmışlardır. Oluşumlarında etken olan olaylar Tuzlulaşma, Alkolileşme ve Gleyleşmedir.

Ülkemizde bulunan İntrazonal topraklada yukarıda belirtilen genel prensiplere uygun bir oluşum gösterirler. Örneğin, topografya ve drenaj faktörlerinin etkisi altında oluşmuş Tuzlu ve Alkali Topraklar, kireçli ana materyalin belirgin izlerini taşıyan Rendzina, Grumusol ve Kahverengi Orman Toprakları ile aşırı ıslaklık ve kötü drenaj faktörlerinin etkisi altında oluşmuş Hidromorfik Alluviyal Topraklar yer yer zonal topraklarla karışmış olarak bulunur.

 

3.3. Azonal Topraklar

Oluşumlarında diğer toprak Ordo’larından farklı olarak iklim ve bitki örtüsü gibi aktif faktörler ile topografya ve ana madde gibi pasif faktörlerin etkileri sonucu belirli morfolojik özellikler ve profil karakteristikleri kazanımı için yeterli zaman süreci geçmemiş genç topraklardır. Horizon oluşumu ve katmanlaşma hiç yok veya sınırlı düzeydedir. Yeni alluviyum ve kolluviyum yığıntıları üzerinde oluşan topraklar, azonal topraklara dahil edilir. Zonal ve intrazonal topraklarla birlikte her yerde azonallere rastlanabilir. Türkiye’nin hemen her bölgesinde bulunan ve verimli tarım arazilerini oluşturan Alluviyel topraklar ile Kolluviyal topraklar, Regosol topraklar ve taşlı karakterli Lithosol topraklar azonal topraklara örnek olarak gösterilir.

 

Çizelge-7: Yeni Toprak Sınıflama Sistemi ( 7. Yaklaşım Sistemi )

 

Ordo Alterdo Eski Sisteme Göre Yaklaşık Büyük Toprak Grupları
1. Entisol 1.1.Aquent
1.2.Psamment
1.3.Ustent
1.4.Udent
Az gelişmiş gley ( bütün bölgelerde)
Ham toprak (sierozem), Renkler, Kumlu alluvial topraklar ( bütün bölgelerde)
Ham toprak ( sierozem ), Ranker, alluvial topraklar kurak bölgelerde)
Ham toprak ( sierozem ), milli ve kilce zengin materyaller üzerinde, nemli bölgelerin Ranker toprakları, erozyona uğramış topraklar, kolluvial topraklar, çimli ( çayır toprakları v.s)
     
2. Versitol 2.1. Aquert
2.2. Ustert
Grumusol ( smonitza) toprakları v.s
     
3. İnceptisol 3.1. Aquept
3.2. Andept
3.3. Umbrept
3.4. Ochrept
Gley,Preudgley, Tundragley ve Marş toprakları
Ando Toprakları
Koyu renkli çürümüş veya ham humus horizonlu kahverengi ve ranker toprakları
Açık renkte, çürümüş veya süpürüntü şekilli organik horizona sahip ranker ve kahverengi topraklar.
     
4. Aridisol 4.1. Orthid
4.2. Argid 
Çöl toprakları, yarı çöl toprakları, solonchak ( tuzlu ) topraklar, ranker toprakları, ham topraklar (sierozem) ve arid bölgelerin Bt horizonu olamayan diğer toprakları, rendzinalar vs. Çöl toprakları, kırmızı çöl toprakları, solonetz ( alkali ) topraklar ve Bt horizonlu diğer kurak bölge toprakları.
     
5. Mollisol 5.1 Rendols
5.2 Albolls
5.3 Uldolls
5.4. Altoll
5.5. Udolls
5.6. Ustoll
Humusça zengin Rendzina topraklar
Humusça zengin Pseudagley (plenasol), solonetz (alkali) ve solod (degrade alkali) toprakları vs.
Humusca zengin Gley toprakları, tuzlu ve alkali toprakları ve bazı çayır toprakarları
Çernoziem Toprakarı
Brunizem toprakları
Kestane renkli topraklar
     
6. Spodsol 6.1. Aquod
6.2. Humod
6.3. Orthod
6.4. Ferrod
Gley-podsel’ler ( Bütün bölgelerde )
Humus podsoller ( çalılık vegetasyon altında)
Kahverengi podsolik ve Humus demir podsoller
Demir podsol toprakları
     
7. Alfisol 7.1. Aqualfs
7.2. Altalfs
7.3. Udalfs
7.4. Ustals
Pseudogley-Para braunerde ( plansel topraklar) Degrade çernoziemler ve podsoller arasındaki geçit tipleri. Para braunerde. Kireçsiz Kahverengi Akdeniz iklim kuşağı toprakları ( Akdeniz ikliminden subtropikal iklim bölgelerine kadar ) Akdeniz kızıl toprakları ve diğerleri.
     
8. Ultisol 8. Ultisol Killi bünyeli, kırmızı renkli Gley toprakları
Kırmızı-Sarı podsolik topraklar Kırmızı kahverengi lateritik topraklar
Yarı bataklık toprakları
     
9. Oxisol 9.1. Aquox
9.2. Acrox
9.3. Udox
9.4. Ustox
9.5. İdex
Taban suyu laterit toprakları
Latosol toprakları
     
10. Mistosol  10.1.Fibrist
10.2. Saprist
10.3. Folist
10.4. Hemist 
Turba ( Peat ) toprakları
Bataklık ( Muck ) toprakları
Moor’dan, Anmoorg’eye kadar değişen ıslak ve bataklık topraklar.
Moor’dan, Anmoorg’eye kadar değişen ıslak ve bataklık topraklar.

 
  
4. Türkiye’de bulunan zonal topraklar

4.1.Kireçsiz Kahverengi Topraklar ( Alfisol ) :

Zonal Topraklar ordosunun “Çayır-Orman Arazisi Geçit Toprakları” alt ordosuna giren büyük toprak grubudur. 7. tahmin sisteminde ( 7th Approximation ) ise Alfisol ordosunun Udalf alt ordosuna dahil edilen bu büyük toprak grubunun oluşumunda tol oynayan olaylar zayıf podsollaşma ve kalsifikasyondur. Bu topraklar ılıman yağışlıdan ılıman az yağışıyla kadar değişen iklim kuşaklarından oluşabilirler. İlk defa Çin’de görülen ve Kahverengi Topraklar grubuna dahil edilen bu topraklar, Kahverengi toprakların girmiş olduğu pedocallerle ters özellikler gösterdiklerinden daha sonraları Shantung veya Kahverengi Shantung olarak adlandırılmıştır. Bu toprakların oluştukları yerlerde yıllık yağış ortalaması 500-800 mm. arasında ve yıllık sıcaklık ortalaması 14-180C’dir.

Bu büyük toprak grubu genellikle kireç formasyonları içermeyen ana materyaller üzerinde oluşur. Diğer bir deyişle bunlar mağmatik kayalar üzerinde, “ yıllık yağışı 500-800 mm.” olan ılıman Akdeniz iklim tipinin görüldüğü yerlerde oluşurlar. Bu topraklar bazen marn, kil taşı ( clay stone ), kireçli sedimentler ( ki bunlar SiO2) ve nehir teraslarında farklı ana materyaller üzerinde de oluşabilirler. Bu topraklar iyi gelişmiş bir A horizonuna rastlanılır. A horizonu graniler strüktürde, mull tipinde organik madde içeren, kahverengi ve sarımsı kahverengi renler arasında değişen renklerde ve kumlu tınlıdan kumluya kadar varyasyon gösteren bünyeye sahip bir horizondur.

A horizonunun altında uzanan ve genllikle A horizonuna nazaran daha fazla bir kil yığılması görülen B horizonu; prizmatik veya granüler strüktüre sahiptir. B horizonunun rengi A’ya göre daha kırmızı ve daha parlaktır. Bu renk yıkanan Fe ve Mn oksitlerinden ileri gelir.

Bu toprakların doğal bitki örtüsü, orman örtüsü ve çayır bitkileridir. İğne yapraklı ormanların ve çayır formasyonlu makilere de rastlanır. Toprak reaksiyonu asit, nötr veya bazen de hafif Alkanen’dir. Bazla doygunluk %’leri nadiren 0 olup genellikle 0’ün altındadır. Bu topraklar kalkerli ana materyaller üzerinde de görülürlerse de esas ana materyalleri mağmatik kayalardır. Bunlar Redzina, Terra rossa, kahverengi orman toprakları ve Grumusol’lerle ve bazen de podsolik topraklarla sınıf oluştururlar. Ülkemizde en çok yayıldıkları alanlar Ege, Marmara, Batı Karadeniz, Akdeniz kıyı şeridi ve özellikle Trakya bölgeleridir. Türkiye genelinde kapladıkları alan 2.551.300 ha kadardır. Genellikle eğimli arazi düzeylerini örten Kireçsiz kahverengi toprakların 400 ha’sı hafif ve orta derecede eğimli olup, toplamın %23.5’ini oluşturan 600.000 ha’sında tarım yapılabilmektedir. Uygulanan Yaygın tarım sistemi buğdaygiller ve ayçiçeği ile, bazı baklagiller ve diğer bölgesel bitki türlerinin ziraatı şeklindedir. Bu topraklarda hakim kil minerali montmorillonittir.

 

Çizelge 8: İzmir-Aliağa Kireçsiz Toprak Profili

Horizon Derinlik Bünye % CaCO3  PH % Org,Mad, K,D,K
A1 0-33 Killi 0,08 6,4 1,45 39,67
B21 33-63 Kumlu Killi Tın 0,11 6,68 0,52 50,58
C 63 + Kumlu Tın 0,2  7 0,31 52,2
Dr Andezit - - - - -

 

Çizelge 9: Foça-Bağarası Kireçsiz Kahverengi Toprak Profili

Horizon Derinlik Bünye % CaCO3  PH % Org,Mad, K,D,K
A1 0-25 Killi-Tın 0 6,8 1,62 36
B21 25-58 Killi 0 6,8 0,48 31,8
C1 58-95 Killi-Tın 0 7,6 0,15 32,6
C2 95-150 Killi-Tın 2,24 7,6 0,02 35
Dr 150+ - - - - -


Kireçsiz Kahverengi Topraklar, organik madde, bitki besin maddelerinden azot ve fosforca fakir, orta derecede verimlik kabiliyetine sahip topraklardır. Eğimli arazilerde erozyona çok hassastırlar. Çok şiddetli erozyon ile solum tabakasının 1/3’nü kaybeden bu topraklar Lithosolik karakterde ve tarıma elverişli olmayan arazi görünümündedir.

 

4.2. Terra-Rossa Toprakları (Alfisol)

Zonal Topraklar ordosunun “Akdeniz İklim Tipine sahip Bölgelerin Kırmızı Lateritik Toprakları” alt ordosuna giren Terra-rossa toprakları, Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü bölgelerde sert ve yumuşak kayaları üzerinde oluşurlar. 7. tahmin sisteminde ise Terra-rossa’lar Alfisol ordosunun Ustalf alt ordosuna dahil edilirler. Akdeniz ikliminin özelliği yazların sıcak ve kurak, kışların ise ılık ve yağışlı oluşudur. Yağışlar genellikle kış,ilk ve sonbahar aylarında olup, yıllık ortalama yağış 600-900 mm. yıllık ortalama sıcaklık ise 16-180C ‘dedir. B u toprakların oluşumu için Akdeniz iklim tipi ve kalkerli ana materyalin bulunması mutlak koşuldur. Biraz kırmızımsı-çayır topraklarını andırırlar ve oluşumları bakımından Rendzinalar ile Kırmızı Çayır toprakları arsında bir geçit tipi oluştururlar. Podsollaşma ve Kalsifikasyon olayı ile Lateritleşme olaylarının müşterek etkisi sonucu oluşmuşlardır.

Terrrossa’ ların en önemli özellikleri parlak kırmızı renkleri veren ve bazen %’ a kadar çıkan ve genellikle % 4-6 arasında bulunan serbest Fe2O3 (hematit) içeriğine sahip olmasıdır.

En karakteristik özellikleri gösteren Terra-Rossa topraklarının en saf kalker kayaları üzerinde oluştukları saptanmıştır. Terra rossa’ların toprak yüzeyi büyük kalker moloz ve taşları ile kaplıdır. Ayrıca profilde köşeli kalker parçaları görülür. B ve C horizonlarında bazen A horizonlarından kirecin yıkanması ve birikmesi sonucu yeniden kristalleşmiş saf CaCO3 kristallerine rastlanılır.

A horizonları granüler strüktürde, killi bünyeli, nötr veya hafif alkali reaksiyondadır. Genellikle organik madde ve kireççe fakirdir. A horizonunun rengi, B’ ye göre daha az parlaktır. Organik maddenin varlığı hematit’ rengini örter ve koyulaştırır. B horizonu granüler, blokvari ve prizmavari stürktürde olabilir ve killi bir bünyeye sahiptir. Oluşumunda podsollaşma ve kalsifikasyon olayının etkisi kilin bir kısmı A’ dan yıkanıp B’ye yığılmıştır. Serbest demir oksitlerde A2 dan B’ye yıkandığından B horizonundaki miktarı ’ a kadar çıkabilir. Rengi parlak kırmızıdır. Kireçli ana materyal veya kalker ana kayası %99.42 oranında saf CaCO3’ten ibaret olabilir.

Terra-rossa’lar genellikle yüzeysel topraklardır. Doğal bitki örtüsü çevre bitkileri ve makilerdir. Eğimli arazileri oluştururlar. Bu nedenle erozyonun aktif olduğu Lithosolik karakterde topraklardır.

C horizonuna genellikle rastlanılmaz, profil yapıları A/B/Dr şeklinde olur. Bazla doyulmuşluk 0’dür. Hakim olan değişebilir katyonlar Ca ve Mg’dir.

Terra-rossa’lar, zirai değerleri bakımından düşük değerli topraklardır. Genellikle mera ve zeytinlik olarak kullanırlar. Ülkemizde Akdeniz iklim tipinin hüküm sürdüğü sahil şerdi boyunca batı, güney ve güney doğu Anadolu’da, Trakya’da ve İstanbul civarında bazen geniş alanlar halinde olmak üzere yayılma gösterirler. Türkiye genelinde kapladıkları alan yaklaşık 1.800.000 ha kadar olup, bunun %22’si olan 400.000 ha’sında tarım yapılmaktadır.

 

4.2.1. Kırmızımsı-Çayır Toprakları (Alfisol)

Güney Batı Anadolu’da ılıman Akdeniz ikliminin etkisi altında oluşmuş kırmızımsı renkte topraklar bulunmaktadır. Zonal topraklar sırasına giren bu topraklar terra-rossa’lara çok benzerler. Yalnız daha ılık ve daha yağışlı bir iklimin etkisi altında oluştuklarından daha fazla yıkanmış oldukları ileri sürülebilirse de, terra-rossalar’dan ayrı bir büyük toprak grubu olup olmadıklarının saptanabilmesi veya aynı grupta incelenebilmeleri için daha detaylı arazi etütleri ve laboratuar çalışmaları yapılması gerekmektedir.

Kırmızımsı çayır topraklarının kırmızımsı kahverengiden-kahverengiye kadar değişik olabilir, reaksiyonları nötr ile hafif alkali arasındadır. Ana materyalleri çok kireçli kil depozitleri, kalkerlerin ayrışma ürünü olan marn, çakıllı kumlu eski allüviyon yığıntıları olabilir. Oluştukları bölgelerde yıllık yağış ortalaması 1000 mm’dir. Doğal bitki örtüleri yaprağını döken ağaçlardan meşe türleri, maki ve çalılar ve çeşitli çayır otlarıdır.

Bu topraklar, orta derecede verimli iyi drene olmuş topraklardır. Düz ve düze yakın arazilerde sulu ziraata ve pamuk tarımına elverişlidirler. Ayrıca çeşitli tarla bitkileri,sebzeler ve narenciye tarımında bilgili bir gübreme ile yüksek verim sağlamak mümkündür. Çünkü faydalı fosfor ve azot yönünden oldukça fakirdirler. Profil özellikleri yönünden, fazla derin topraklar sayılmamaları nedeniyle meyilli arazilerde erozyon tehlikesi her zaman mevcuttur. Bünyeleri killiden tınlıya kadar değişik olabilir. Yüzey toprağı genellikle kolayca dağılabilir. Koyu kırmızı-kahverengi veren serbest demir oksit olup % 4’e kadar bulunabilir. Terra-rossa, Kırmızı Kahverengi Akdeniz toprakları ve kireçli Regosol’ler ile yan yana bulunabilirler.

 

4.2.2. Kırmızı Kahverengi Akdeniz Toprakları (Alfisol)

Batı Akdeniz’de Antalya havzasının kuzeyi, doğu Ak

Copyright © Prodem Tarımsal Ürünler & Organik Gübre - Konya | Tüm Hakkı Saklıdır.